Ortadoğu'da Meksika Açmazı (20)
Türkiye’nin
Suriye’yle birleşebilmesi için referandum öncesi hukuki düzenlemeler yapması
gerekiyor. Şunu üzülerek söyleyebilirim ki TC Anayasası çok ilkel maddeler
içeren, az gelişmiş ülke anayasalarını andıran, feodal ve demode bir anayasa.
Azınlık hak ve hürriyetleri konusunda zayıf, devlet otoritesi konusunda fazla
sert ve en önemlisi de tarihsel takıntılarla bezeli bir anayasamız var. Erdoğan
ve arkadaşlarının anayasa değişimi için hazırlık yaptıklarını biliyoruz. Bu
değişimle bir taşla iki kuş vurulmaya çalışılacak. DEM’le yakınlaşma ve İkinci
Barış Süreci’ni bu gözle de okumak gerekiyor.
TC
Anayasası’ndaki bazı kutsallara dokunmadan yol almamız mümkün görünmüyor. Ulus
devlet modelinde iş gören yasalar emperyal moda geçmeye niyetlendiğinizde
önünüze takoz olur. Mesela Türklük vurgusu içeren, Kemalist takıntılarla arkaik
görüntü oluşturan, devletin halk üzerinde rahat baskı kurmasına fırsat veren
birçok anayasa hükmünün değiştirilmesi veya tamamen çıkarılması gerekiyor. Bu
çok zor ve büyük fırtınalar koparacak bir süreç. İşte bu süreçte de devletin
arkalığını sırasıyla MHP, CHP ve Ak Parti’nin alması gerekiyor. MHP zaten adım
attı ve görevini yapıyor. Bu görevin uzantısında ayrıştırıcı kafa yapısından ve
Türklük vurgularından vazgeçeceğine dair emareler gösterdi. MHP bu konuda taviz
verir ve geri adım atarsa diğer milliyetçi grup veya partilerin ne söylediği
çok konuşulmaz. Oy oranında etkisi olur demiyorum, ama böylesi bir vazgeçişte
ortalık karışmaz. Bence bu aşmamız gereken en kolay engel.
Atatürk
konusunda dönülmesi gereken zorlu virajı da ancak CHP’nin yardımıyla
aşabiliriz. Bu netameli konuyu biraz açmamız gerekiyor.
Atatürk ve
Kemalizm
Yapmacıksız,
objektif bir bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, Mustafa Kemal Atatürk önemli tarihi
bir şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Ne yere göğe sığdırılamayacak kadar yüce
bir karakterdir, ne de yerin dibine batırılacak kadar şeytani bir figürdür. Osmanlı
paşası, Kurtuluş Savaşı başkomutanı, Cumhuriyet’in kurucusu ve ilk cumhurbaşkanıdır.
Resim bu haliyle gayet iyi duruyor değil mi? Ama ayrıntılara girdiğimizde çok
sayıda mide bulandırıcı zaafiyetine rastlayabileceğimiz bir şahsiyet. Dünya
görüşü olarak çok farklı pencerelere sahip olsak da kendisine bu alanda
suçlamam, ya da saygısızlık etmem. Dahası şahsi zayıflık ve ihtiraslarını
görmezden gelebilirim, ama işgal ettiği makamın yetkilerini suistimal etme
konusunda da oldukça kabarık bir sicile sahip. İctimai meseleleri ele alış
tarzında kabul edemeyeceğim metodlar kullanması ayrı bir fecaat. Atatürk’ü
eğrisiyle doğrusuyla tarihte bulunması gereken mevki veya mevziye
yerleştirmeden, ussal tekamülde mesafe kat etmiş modern bir toplum veya devlet
olma ihtimalimiz yok. Bu yoldaki tek şart değil, ama gerek şartlardan biri.
Güçlü bir tabu olarak hem sevenlerinde hem nefret edenlerinde yıkılması,
öğütülmesi gereken bir Atatürk tasavvuru var.
Kemalizm bu tasavvura sağdan yaklaşan sürünün ideolojisi. Atatürk’ün savunduğu ya da ileri sürdüğü görüşlerden bir ideoloji çıkmaz. Yeni hiçbir şey söylemiyor, Batı’dan duyduklarını haykırarak metazori bir şekilde endoktrine etmeye çalışan bir despot. Kemalizm denilen şey, Pozitivizm’in Türkiye özelinde pazarlanması ve uygulanması adına geliştirilmiş söylemler zincirinin kutsallaştırılmasıyla ortaya çıkmış yapay bir ıstılah. Mustağrip, özgüvensiz veya dini kısıtlardan azade bir hayat sürmek isteyenlerin sıkı sıkıya sarıldığı Kemalizm, toplumun kafasına vura vura oturtulduğu kutsal mertebe üzerinden pekçok soytarının sıkıştığında suistimal ettiği aşkın bir ideaya evrildi. Bu haliyle neredeyse dinler, peygamberler ve hatta Tanrı inancı kadar önemli bir kutsal haline geldi. Bir zamanlar sadece Rejim’den nemalanan vetoplumda marijinal karşılanacak bir hayat tarzı olan %1’lik kesimin alkışladığı, buna mukabil Anadolu insanlarının tamamına yakınında öfke ve küfürle anılan Mustafa Kemal, şimdilerde toplumun en az yarısı tarafından tartışılması bile söz konusu olmayan tarihi bir ikon haline geldi.
Devletin,
eğitim sistemi ve kültür araçları üzerinden Kemalizm propogandası yapmasının Kemalizm’in
genişçe bir kitlede kült haline gelmesinde katkısı fazla değildir. Asıl etki,
küresel kültür araçlarının Türkiye’de rahatça at koşturması için olabildiğince alan
açılan Menderes, Özal ve Erdoğan dönemlerinde toplumun kimlik kayması yaşayarak
sekülerleşmesi ve kendi duruşunu Kemalizm’in yasalarla korunan kıllı kollarına
atarak çözme kolaycılığıdır. Bu yüzdendir ki seküler yaşam tarzını benimseyen
Alevi, Kürt veya Komunistler bile şimdilerde Kemalizm güzellemeleri
yapmaktadır. Erdoğan döneminde şeriatçı veya radikal sayılabilecek pekçok kişi
de sekülerizmin sunduğu dünya nimetlerine kayarken omurgayı yamultmuş ve bu ruhsal
tenakuza fazla dayanamayıp Atatürk’le barışmayı tercih etmiştir.
Kemalizm’in
doğuşu, büyümesi, kutsallaşması çok kapsamlı bir hikaye. Burada bitmez. Ama
özetle şunu söyleyebilirim; Türkiye Kemalizm prangasından kurtulmadan gelişmiş
bir demokrasi olamaz. Arkaik reflekslerin hem dindar hem de sekülerlerde bu
kadar yoğun olması umut kırıcı. Hadi dindar insanların kendine göre bir
mazeretleri var. Kulağına ayet, hadis fısıldanarak manupile ediliyorlar. Karşılığında
sonsuz cennet vaadi var. Diğer yandan sekülerlerin sıradan bir insanı
tanrılaştırarak kendilerini bu kadar ucuza satmaları inanılır gibi değil.
Afrika’daki ilkel kabile dinlerine mensup insanlardan daha farklı değiller.
İnşallah böylesine büyük ve önemli geçiş sürecinde bir şekilde ayarlar yapılıp
Kemalist takıntıların köküne kibrit suyu dökülür. Bir daha vurgulayayım; benim
derdim Atatürk’le değil, Kemalizm’le.
Suriye’deki
insanlar için Atatürk’ün hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Bizim tarihimizdeki yeri
de onları doğal olarak ilgilendirmiyor. Suriyeliler Anayasamız’da defalarca
geçen Atatürk kelimesini anlamakta ve kabul etmekte zorlanacaklardır. Çünkü
despotik bir rejim olmasına rağmen eski Suriye Anayasası’nda bile şahıs ismi
geçmez. Biraz objektif gözle bakabilsek TC Anayasası’nın ne kadar iptidai bir
zihnin yansıması olduğunu görürüz.
Kemalist takıntıları mevcut kitlenin büyük kısmı CHP seçmeni. Onları hizaya getirmek de CHP’nin görevi olmalı. CHP yönetiminin kararlı bir duruşla Kemalist söylemlere mesafe koyarsa anayasada yapılacak birtakım değişikliklere gelecek tepkiler azaltılabilir.
Anayasa’daki
Türklük ve Kemalizm baskısı kaldırılabilirse diğer düzenlemelere ciddi bir
tepki gelmez. Devamında kanuni düzenlemeler de hızlıca yürürlüğe girebilir.
Mevcut Anayasa ve alt kanunlarla suistimale fazlasıyla açık Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde
de bazı değişimler yapılması gerekiyor. Ama yasama paradigmasında oldukça
çelişik bir yapı var; güce sahip olanlardan güçten vazgeçmesini istiyorsunuz.
Kim bu kadar kudreti bırakmak ister ki? Erdoğan’ın sahip olduğu kudretten
vazgeçmesi veya kendisini denetime tabi ettirmesi belki en zor aşama olacak.
Tam
entegrasyon süreciyle ilgili önemli kalemleri sıraladık. Azınlık hakları, etnik
ve dini kültür kodlarının korunması konusunda hiçbir sıkıntı çıkmayacağını
düşünüyorum. Dünya o dağları aştı, Türkiye de belirli bir olgunluğa geldi.
Suriye zaten kozmopolit yapısından dolayı Türkiye’den çok daha ilerideydi.
Milletlerin
uzak hafızalarında var olan çekinceler, düzgün bir propagandayla aşılabilir.
Yakın hafızadaki kin ve tortulardan kurtulmak için en az bir neslin
yaşlanmasını beklemek zorundayız (20-30 yıl). Bu dönemde yeni elektriklenmelere
fırsat verilmezse şayet, tamamen üstü örtülemese de öfkenin dozajı kontrol
altında tutulabilir. Ayrıca yeni neslin toplumsal meselelere olan hassasiyetinin
hızla azalması, bencil yaşam tarzının yükselişi, sosyal kırılganlığın azalması
gibi postmodern dönemin sunduğu fırsatlar olduğunu da unutmayalım.
Tam
entegrasyon sürecini kabaca ele aldık. Biraz uzun oldu, fakat en zorlu süreç
buydu. Şimdi Türkiye - Suriye yakınlaşma sürecinin olabileceği diğer iki
formata göz atabiliriz.
lginizi çekebilecek diğer yazılar:


Yorumlar
Yorum Gönder
Yorumlarınız küfür, hakaret vs içermediği müddetçe, en sert eleştirileri dahi içerse yayınlanacaktır.